29 Kasım 2012 Perşembe

Endüstriyel Hayvan Çiftlikleri Hakkında Bilmemiz Gerekenler

       Yıllar önce Ağrı’da yumurta üretilen bir çiftliği ziyaret etmiştim. Yarım metrekarelik tel kafeslere onlarcası istiflenmiş tavukların tüylerinin döküldüğünü fark etmiştim dehşetle. Üstelik bu çiftlik bize girişimci bir işadamının küçük bir yerde istihdam yaratan başarı hikâyesi olarak gezdiriliyordu. O an şaşkınlıktan olayın korkunçluğunu tam olarak değerlendirememiştim. Ama sonra o rahatsız edici görüntü kazındı resmen aklıma. Yediğimiz yumurtalar, kafeslere sıkıştırılmış, yer darlığından tüyleri bile uzamayan tavuklardan geliyordu demek.
         Aşağıda paylaştığım “Endüstriyel Çiftçilik Nedir?” yazısını okuyunca yine o rahatsız edici görüntü kapladı aklımı. 


Tabi o çiftliği ilk gördüğüm zamandan bugüne gıda konusunda bilincimi epey geliştirdim. Artık yumurtamı, tüm süt ürünlerini doğal yetiştiricilerden alıyorum. Eti, marketten değil, bildiğim kasaplardan ve bazen köylerdeki kesimlerden alıyorum. Oralarda hayvanlar küçücük yerlere sıkıştırılmıyor, yapay yemlerle beslenmiyorlar.
         Geçenlerde hayvan hakları örgütü PETA’nın sayfasında, normal yaşam süresi 10 yıla kadar uzayabilen hindilerin, endüstriyel çiftliklerde 5 aylıkken kesildikleri yazıyordu. 5 aylıkken kesilmesi için hindilere ne kadar kimyasal destek verildiğini tahmin etmek zor değil. Vejetaryen veya vegan değilim ama hayvansal ürünlerin belli ahlaki standartlar gözetilerek elde edilmesi gerektiğine inanıyorum. Bu hem ahlaki açıdan, hem de insan sağlığı açısından gerekli. Çünkü hayvanlara türlü eziyetin yaşatıldığı endüstriyel çiftlikler, insan sağlığını da tehlikeye atıyorlar. Amacın en düşük maliyetle en yüksek getiriyi kazanmak olduğu bu çiftliklerde, GDO’lu yemler, antibiyotikler ve hormonlar kullanılıyor. Söylendiği gibi “ne yiyorsak o isek” bu tür hayvansal ürünlerden uzak durmamız gerek herhalde. Böyle bir baskıyla belki bu üreticilerin doğaya ve insan sağlığına aykırı üretim tekniklerinin daha fazla sorgulanmasına neden olabiliriz.
     Aşağıdaki yazıyı sürdürülebilir ve sağlıklı yaşam konusunda bilgiler içeren www.belsandia.com’da okudum. Sonra www.factory-farming.com’da da benzer bilgilerin yer aldığını gördüm. Yazıda büyük ölçüde ABD’deki endüstriyel çiftçilik ele alınıyor ama anlatılanlar dünyaya yabancı değil. Yazı, konuyla ilgili basılmış birçok kitaptan faydalanılarak hazırlanmış. Umarım beni bilgilendirdiği kadar sizi de bilgilendirir:
Endüstriyel Çiftçilik Nedir?
Endüstriyel çiftçilik, insan tüketimi için en hızlı, en etkili ve en ucuz şekilde et, yumurta veya süt üretmek için küçük alanlara bilerce hayvanın sıkıştırıldığı çiftçilik uygulamalarıdır.
ABD’de geleneksel hayvan çiftliklerinin sayısı zamanla azalmış, bu arada birkaç firma büyümüştür. ABD’deki ineklerin % 81’i, koyunların % 73’ü, domuzların % 57’si ve tavukların % 50’si ülkedeki 4 büyük gıda firmasının çatısı altında üretilmektedir. ABD’deki endüstriyel çiftliklerde her yıl 10 milyar hayvan öldürülmektedir. 1959-1990 döneminde ABD’de süt üretimi iki katına çıkmasına rağmen, süt inekleri % 40 oranında azalmıştır. 
            Endüstriyel Çiftçiliğin Özellikleri
  • Ölçek ekonomisi her şeyi belirlemektedir. Dünyanın en büyük domuz çiftliklerinden olan ABD’li bir endüstriyel çiftliğin, sadece bir tesisinde 500 bin domuz bulunmaktadır. 
  • Bu çiftliklerde çok sayıda hayvan, kapalı alanlarda kafeslenmiş ortamlarda tutulmakta ve hayvanların hareketini engellemek için fiziksel sınırlamalar konulmaktadır. Bu tür çiftliklerde belli bir alana ne kadar çok hayvan sıkıştırılabilirse, çiftliğin kârı o kadar artmaktadır.
  • Endüstriyel çiftliklerde üretimde istikrarın sağlanması için gen manipülasyonu yoluyla hayvanlara ve hayvan yemlerine yönelik tek tür tarım uygulamaları yapılmaktadır.
  • Hayvanların hızlı gelişiminin desteklenmesi amacıyla büyüme hormonları, genetik mühendislik ve özel besicilik programları kullanılmaktadır. Bu kapsamda kullanılan güçlü kimyasal kokteyller, hayvanların sadece tüketicilerin en çok para ödedikleri yerlerini şişmanlatmaktadır.
  • Endüstriyel çiftliklerdeki hayvanlar aşırı kalabalık, pislik ve nemden dolayı bulaşıcı hastalıkların etkilerine açık oldukları için bu çiftliklerde yüksek miktarlarda antibiyotik ve böcek ilacı kullanılmaktadır.
  • Balıklar da dâhil tüm çiftlik hayvanları hububatla, çoğunlukla da ucuz fakat besleyici değeri düşük olan mısır ve soya karışımlı hububatlarla beslenmektedirler. Bu tür çiftliklerde kullanılan hayvan yemlerinde ayrıca, hayvansal ürünler de kullanılmaktadır. İnsanların tüketmediği hayvan parçaları bu tür yemlere katılmaktadır.
  • Balık çiftlikleri şu anda gıda sektörünün en hızlı büyüyen alanlarından biridir. Yıllık toplam deniz ürünleri tüketiminin % 30’dan fazlası balık çiftlikleri kaynaklıdır.
  • Endüstriyel çiftliklerde çalışan işçiler düşük maaşlara yüksek saatler çalıştırılmaktadır. ABD’de çoğu kaçak göçmen statüsünde olan bu işçilerin herhangi bir iş hakkı yoktur. Sınır dışı edilme korkusuyla bu işçiler her tür koşulu kabullenmektedir.
  • Yemlik tahıl üretiminin % 35’inin devlet tarafından sübvanse edildiği ABD’de vergi mükelleflerinin geçtiğimiz 12 yılda mısır sübvansiyonu için ödedikleri para 56 milyar Dolar’a ulaşmıştır. Bu devlet desteği olmadan endüstriyel çiftçilik etkin bir üretim yöntemi olamaz ve ürünler çok pahalı hale gelir.
Endüstriyel Çiftliklerin Yarattığı Sağlık Riskleri ve Çevresel Etkileri
            İnsan Sağlığına Zararları
  • Bu tür çiftliklerde kullanılan böcek ilaçları, kullanılan antibiyotikler ve büyüme hormonları insanların tükettiği ette kimyasal madde miktarının artmasına neden olmaktadır. Antibiyotiklerin endüstriyel çiftçilikte kullanımı ayrıca, insanlarda ve hayvanlarda antibiyotik direncinin artmasına ve antibiyotiklere karşı dirençli süper bakterilerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.   
  • Hayvansal atıklarda bulunan kimyasallar, bakteriler ve virüsler toprağa ve su kanallarına karışmaktadır.  
  • Endüstriyel çiftliklerde üretilen tavuk ve balık da dâhil tüm et ürünleri, hayvanlara yedirilen genleriyle oynanmış tahıl yemleri ve yapay büyüme hormonları nedeniyle doğal ürün sınıfından çıkmaktadırlar.
  • Endüstriyel çiftlikler yüksek bulaşıcılığa sahip kuş gribi salgınlarına neden olmaktadır.
  • ABD Tarım Bakanlığı kanserli lezyonları ve iltihaplı deri yaraları bulunan havyanlardan elde edilen ete onay vermekte ve bu ürünler gıda zincirine girmektedir.
  • İşçilerin bir hayvan ağılında herhangi bir sağlık riski olmadan 15 dakika kalabilmeleri için endüstriyel çiftliklerde amonyak oranının milyonda 35 birimi geçmemesi gerekmektedir. Ancak çoğunlukla amonyak düzeyleri bunun iki katına çıkmakta ve bu durum işçilerde kronik bronşit ve deri enfeksiyonlarına neden olmaktadır.
  • Süt sektörü, meme iltihabı sorununun farkındadır ve “somatik hücre sayımı” adı verilen bir yöntemle sütün kalitesini ölçmek için bir standart geliştirmiştir. Somatik hücre sayım sonucu ne kadar yüksek çıkarsa, sütteki iltihap o kadar yüksek demektir. İnsan tüketimine uygun sağlık standartlarını taşıması için iltihap miktarının litrede 200 milyonu geçmemesi gerekmektedir. ABD genelinde ortalama somatik hücre sayımı litrede 322 milyondur.
  • Yeni teknolojili mezbahalarda çapraz kirlenmenin oluşabileceği yaklaşık 50 nokta bulunmaktadır. Üretim bandının sonuna gelen tavukların temizlik seviyesi tuvalete batırılıp çıkarılmış bir tavuğunki ile aynıdır.
  • Her 100 işçiden 36’sının yaralandığı veya hastalandığı et çiftçiliği ABD’deki en tehlikeli iştir. Bir et tesisinde yaralanma veya hastalanma oranı, bir kömür madenindekinin iki katıdır.
  • Bazı araştırmalar hayvanlara gösterilen şiddetle insanlara gösterilen şiddet arasında bağlantı olduğunu savunmaktadır. Bir mezbahada çalışmanın insanın hem hayvanlara, hem de insanlara yönelik şefkat duygularını körelttiği ifade edilmektedir.
Endüstriyel Çiftçiliğin Hayvan Sağlığına Etkileri
  • Daracık ortamlarda barındırılan hayvanlar, ölümcül virüsler ve bulaşıcı hastalıklar için ideal bir üreme ortamı oluşturmaktadır. Endüstriyel çiftlik hayvanlarının genleriyle oynanmasından kaynaklanan standartlıkları, virüslerin kolayca, neredeyse hiç direnişle karşılaşmadan yayılmalarına neden olmaktadır.
  • Kapalı ortamlarda tutulan endüstriyel çiftlik hayvanları kendi pisliklerinin içinde, hasta, hatta ölü hayvanlarının yanında yaşarlar. Bu hayvanların çoğunun tedavi edilmemiş yaraları vardır. Veteriner bakımı maliyetleri yükselteceği için bu hayvanlar tedavi edilmezler.
  • Endüstriyel çiftlik havyalarının beslenmesinin doğal hayvan beslenmesiyle hiç alakası yoktur. Bunun sonucu olarak, özellikle ineklerde sindirim ve karaciğer hastalıklarına sık rastlanılır.
  • Hayvanlarının vücut şekillerini deforme eden aşırı beslenme ve büyüme hormonları bağışıklık sistemlerini de ciddi şekilde zayıflatmaktadır. Aşırı kilo alan hayvanların bacakları üst bedenlerini taşıyamaz hale gelmektedir.
  • ABD’deki süt ineklerinin % 30 ile % 50 kadarı bağışıklık sistemi zayıflığı ve aşırı sağılma nedeniyle meme iltihabına yakalanmaktadır. Ağrılı bir bakteriyel meme enfeksiyonu olan meme iltihabı hastalığında, süte de geçebilen kan ve irin ürer.   
Endüstriyel Çiftçiliğin Çevreye Zararları
  • Endüstriyel çiftliklerdeki hayvanlar ciddi miktarda atık üretir. 2500 ineğin bulunduğu bir süt çiftliği, 411 bin insanın yaşadığı şehre eş atık üretir.
  • Metan ve azot oksit gazları içeren hayvan atıkları konusunda bir hukuki düzenleme bulunmamaktadır. Sıvı hayvan atıkları biriktirildikleri yerlerden taşarak toprağa ve sulama şebekesine karışmaktadır.
  • Balık çiftlikleri tonlarca balık dışkısını, antibiyotikli balık yemini, hastalıklı balık cesetlerini çevreye saldıkları için önemli bir çevre kirliliği kaynağıdır.
Endüstriyel Çiftliklerde Hayvanlara Yapılan Muamele
  • Endüstriyel çiftliklerde yaşayan tavuk, domuz ve hindiler bütün hayatlarını karanlık ve bazen kımıldamalarına hatta yatmalarına imkân vermeyecek kadar dar kafeslerde geçirmektedirler.
  • Bu çiftliklerde hayvanların doğal davranışları ve açık havada bulunmaları kısıtlanmakta veya tamamen engellenmektedir.
  • Hayvanlar kendi pisliklerinde yatırılmakta ve bu durum amonyak ve diğer zehirli gazlara yoğun şekilde maruz kalmalarına neden olmaktadır.
  • Zayıf veya yaralı hayvanlar bu çiftliklerde kendi hallerine bırakılmakta, su ve yiyecek verilmemektedir.
  • Paul McCartney, “Mezbahaların cam duvarları olsaydı herkes vejetaryen olurdu.” demiştir. Hayvanlara zulmün yasal ve kabul edilir bir prosedür olduğu mezbahalarda eskiden çalışmış kişiler de zulmün yaygınlığını kabul etmektedir. 
  • Yapay büyüme hormonları hayvanları hızlı ve doğal olmayan bir biçimde şişmanlatmaktadır. Bu nedenle havyalarda kemik kırılması, kalp krizi, felç, virüs gibi hastalıklar görülmekte, tüketici isteği doğrultusunda özel olarak şişmanlatılan organları nedeniyle bacakları ve iç organları zarar görmektedir.
  • Endüstriyel çiftliklerde yaşayan hayvanların yaşam süreleri normalde olduğundan çok daha düşüktür. Üstelik bu durum süt inekleri ve yumurta tavukları için de geçerlidir.
  • Üretim bandını faal tutmak adına hayvanların ölümünü kolaylaştıracak tedbirler alınmamaktadır. Öldürme eyleminde başarısız olunması durumunda zulüm inanılmayacak boyutlara ulaşmakta, hayvanlar diri diri parçalanmaktadır.
Endüstriyel çiftçilik uygulamaları nedeniyle ABD’deki et, süt ve yumurta üretimi sürdürülebilir metodlarla yapılmamakta ve insan sağlığına ciddi tehdit oluşturmaktadır. Bu tür çiftçilik toplumda antibiyotik direncinin gelişmesine ve çeşitli hastalıkların yayılmasına neden olmakta, çevreye zarar vermekte ve hayvanlara zulüm edilmesine yol açmaktadır.” (Diğer bilgiler için www.belsandia.com)
        Yazının yer aldığı internet sitesinde mezbahalardan kesim görüntüleri ve endüstriyel çiftliklerde hayvanlara nasıl davranıldığını gösteren videoların bağlantıları var ama ben sonuna kadar izleyemedim. Dayanılacak gibi değil.
        Yukarıdaki yazıda neyse ki ABD’den bahsediliyor diyebiliriz ama endüstriyel çiftlikler, ülkemiz de dâhil olmak üzere pek çok ülkenin sorunu. Evet, ABD bu konuda başı çekiyor, bu tür doğa ve insan dostu olmayan uygulamalar çoğunlukla onlardan kaynaklanıyor. Üstelik bunlar diğer ülkelere tarım ve hayvancılıkta çığır açan teknikler, yeni buluşlar diye lanse ediliyor. Ama aslında olan, insana ve çevreye zararlı ürünlerin, hayvanların tüm yaşam hakları ellerinden alınarak üretilmesi.
        “Modern hayvancılık uygulamaları” dedikleri şeyin özü sadece daha düşük maliyetle daha çok üretim yapmak. Bu arada insan sağlığı tehlikeye mi atılmış, çevreye zarar mı verilmiş, hayvanlar inanılmaz eziyetler mi çekmiş, umurlarında değil üreticilerin. Biz tüketicilerin umurunda mı peki? Çoğumuzun değil herhalde. Çünkü bu, beslenmeye genel yaklaşımımızla ilgili bir konu. Yediklerimizin çoğunun kaynağını bilmiyorsak, nasıl üretildiğini araştırmıyorsak, hayvansal ürünler konusunda da bilincimiz farklı olmuyor. O zaman bize, hayvanlara ve çevreye zarar veren bu kötü üretim zincirini kıramıyoruz. Tek amaçları daha fazla kazanç elde etmek olan, ellerindeki artık kemikten bile kâr elde etmek için otçul hayvanlara kendi türlerini yedirecek kadar gözü dönmüş şirketlerin kuralları geçerli oluyor.
        Soframıza et, süt, yumurta aldığımızı, sağlıklı beslendiğimizi düşünüyoruz. Ama yapay hormonlarla şişirilmiş, kendi kilolarını taşıyamayacak hale getirilmiş, antibiyotik ve kimyasal yemlerle beslenmiş hayvanların eti, sütü, yumurtası faydalı olabilir mi bize? Faydalı olmasını bir kenara bırakıyorum, ne kadar zarar verir acaba?