29 Kasım 2012 Perşembe

Zararlı Gıdada İlk 10

   Bu yazıyı Seattle Organic Restaurants’ın sitesinden okudum. İnsan sağlığına en zararlı gıdaları, koruyucuları ve katkı maddelerini bir liste halinde sıralamışlar. Böyle toplu halde görmek ilginç geldiği için paylaşmak istedim. İşte liste:



 

            “Zararlı Gıda, Koruyucu ve Katkı Maddelerinde İlk 10
1.         Gazlı İçecekler, Spor İçecekleri ve Şekerle Tatlandırılmış İçecekler
            Gazlı içeceklerin içinde bulunan sakarin ve aspartam gibi tatlandırıcılar beynin nörokimyasını değiştirdikleri için aslında küçük miktarlarda alınan zehirlerdir. Ayrıca bu tür içeceklerin içinde bulunan yüksek fruktozlu mısır şurubu da cıva içermektedir ve uzun vadede vücut hücrelerine zarar vermektedir.
2.         Rafine Şeker
            Aşırı şeker tüketimi sonucunda ortaya çıkan insülin seviyesindeki yükselme, kilo alımı, şişkinlik, yorgunluk, migren, bağışıklığın zayıflaması, safra taşı, obezite, meme kanseri, dişeti hastalıkları ve diş çürükleri ve kalp hastalıklarına neden olabilir. En iyisi mümkün olduğunca rafine olmayan şekerleri kullanmaktır.
3.         MSG (Monosodyum Glutamat)
            MSG gıdalara tat vermek, tadını kuvvetlendirmek için kullanılan bir katkı maddesidir. Tat ve aromayı kuvvetlendirici böyle bir maddeye ihtiyaç duyulmasının nedeni artık gıdaların tat ve aromalarını yitirmeleridir. Bunun nedeni ise aşırı pişirme, çeşitli kimyasal ve böcek ilaçlarının kullanımı ve tarım yapılan toprakların besleyici gıda üretme özelliklerini yitirmesidir. Beyindeki sinir hücrelerine zarar verdiği bilinmesine rağmen yetkililer MSG kullanımına pek aldırıyor gibi gözükmemektedir. Çünkü bu madde bebek mamaları, az yağlı süt, şekerlemeler, sakız, içecekler, reçetesiz satılan ilaçlar (özellikle çocuk ilaçları), meyveli yoğurtlar ve reçeteli ilaçlar, serumlar, suçiçeği aşısı gibi pek çok gıda ve ilacın içinde bulunmaktadır. Ama hepsi bu değil. MSG’nin en büyük zararlarından biri doğal büyüme hormonunu engellemesi ve obeziteyi artırmasıdır. Bu maddenin diğer zararlı etkileri arasında başağrısı, bulantı, halsizlik, boyun ve kollarda yanma hissi, hırıltı veya solunum güçlüğü, kalp ve nabızda düzensizlik ile kalp çarpıntısı yer almaktadır.
            Beslenmenizden MSG’yi tamamen çıkarmak için etiketinde şu maddeler bulunan gıdaları tüketmemeniz gerekiyor: Monosodyum glutamat, serbest glutamat, hidrolize proteinler, otolize maya, maya ekstratı (özü), kazein ve “doğal” veya yapay aromalar. Kolay gelsin!
4.         Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO)
            GDO’lar, DNA’ları modifiye edilmiş bitki veya hayvanlardır. ABD’de yetiştirilen mısır, soya fasulyesi, pamuk ve kanolanın büyük çoğunluğunun genetiği değiştirilmiştir ve bu maddelerin biri veya birkaçı neredeyse her işlenmiş gıdada bulunmaktadır. Bu konuda yapılan bazı araştırmalarda GDO’nun gıda zehirlenmesi, alerji yatkınlığı, bağışıklık baskılanması, antibiyotik direnci ve kanser olasılığını artırdığına dair bulgulara erişilmiş fakat bu araştırmalar çeşitli sebeplerle durdurulmuştur. Araştırmaların durdurulmasının en önemli nedeni, ABD’de genel olarak gıda ve GDO’ların üretiminin sonlandırılması halinde yaşanabilecek gıda sıkıntıları konusunda bir ulusal (veya askeri) politika geliştirilene kadar medyadaki GDO çılgınlığının bastırılmak istenmesidir.
5.         BHA/BHT
            BHA/BHT, kızartma yağının kullanıldıktan sonra soğutulup, yeniden ısıtılarak tekrar tekrar kullanılmasıdır. Bu uygulama birçok restoranda yapılmaktadır. Peki bunun ne zararı var? Uykuyu etkilemesi, vücut enerjiye ihtiyaç duymazken iştahı artırması, uzun vadede ise karaciğer ve böbrek hasarı, saç dökülmesi, kanser, fetüs anomalileri ve büyüme geriliği riskini saymazsak pek bir şey yok. Bir de bu alanda kesin bir veri olmamasına rağmen ben bu maddenin kullanımının zeka geriliğine bile yol açabileceğini düşünüyorum.

6.         Sodyum Nitrat ve Nitrit
            Bunlar konserve ve işlenmiş gıdalara katılan koruyucu maddelerdir. Sodyum nitrat ve nitrit özellikle domuz pastırması, sığır konservesi, jambon, şarküteri etleri (salam vb.) ve sosiste kullanılmaktadır. Bunlar hakkında daha fazla bir şey söylemeye gerek var mı?
7.         Kafein
Burada bahsedilen özellikle kahvede ve işlenmiş poşet çaylarda bulunan kafeindir. İyi bir antioksidan olan organik yeşil çayı hariç tutmak gerekir.
Ölçülü tüketildiği takdirde (haftada 3 fincan çay veya kahve) doğal kafein pek çok insana iyi gelir. Gazlı içeceklere, sakıza, diyet haplarına ve ağrı kesicilere katılan kafein ise kemiklerde kalsiyumun tutulmasına engel olduğu için osteoporoz ve kısırlık gibi sorunlara neden olabilen bir katkı maddesidir. Yüksek dozlarda alınan kafein doğum anomalilerine, düşüklere, kalp hastalıklarına, depresyona, davranış değişikliklerine ve uykusuzluğa neden olabilir. Kafein yoksunluğu semptomları arasında ise baş ağrısı, duyarlılık, uyku hali ve uyuşukluk yer almaktadır.
8.         Bromlu Bitkisel Yağlar (BVO)
            Alkolsüz içeceklerde stabilizatör olarak kullanılan BVO’nun temel maddesi olan bromat bir zehirdir. % 2 BVO içeren bir içeceğin 60 ml.si bir çocuğu ciddi şekilde zehirleyebilir. Yetişkinlerde ise bu katkı maddesi, bağışıklığı azaltarak ve histamini tüketerek alerjik reaksiyonlara neden olabilir.
9.         Kısmi Hidrojenize Bitkisel Yağ
            Kısmi hidrojenize bitkisel yağ, bitkisel yağın hidrojenize edilmesiyle üretilir. Bu işlem gerçekleştirildiğinde doymamış (iyi) yağların oranı azalır ve transyağlar açığa çıkar. Transyağlar; katı bitkisel yağlar, bazı margarinler, krakerler, şekerlemeler, unlu mamuller, kurabiyeler, atıştırmalıklar, kızarmış yiyecekler, salata sosları ve birçok işlenmiş gıdada bulunurlar. Transyağların kalp hastalıkları, meme ve kolon kanseri, damar sertliği ve yüksek kolestrolle ilişkisi bulunmaktadır. 
10.       Tarım İlaçları
            Birçok uzman, tarım ilaçlarının % 10’unun insanlar üzerindeki etkilerinin araştırıldığını ve bunların çok az etkiye sahip olduğunun görüldüğünü söylemektedir. Ancak, bu ilaçlar zamanla vücudumuzda birikmektedir. Örneğin ABD’de anne sütünde %99 oranında tehlikeli seviyede DDT mevcuttur. Artık herkesin kanında ölçülebilir seviyede PCB, diyoksin, heptaklor, aldrin, dieldrin veya başka zirai ilaçlar bulunmaktadır. Bu kimyasallar bünyemizden atılamadığı için zamanla endokrin, üreme, dolaşım, bağışıklık ve merkezi sinir sistemlerimizi zayıflatırlar.  Bunun bir sonucu olarak da kalp hastalıklarına, kansere ve alerjilere yakalanma riskimiz artar.  Vücutta zirai ilaç birikmesi ayrıca, enfeksiyonlara karşı direncimizi de azaltır. Bu kimyasallar, kısırlığa, düşüklere ve doğum defektlerine de neden olabilmektedir. Bir de insanlar üzerindeki etkileri araştırılmamış % 90’lık bölüm ne olacak?
Ne Yapmalı?
            Vücudunuzdan toksinleri atmak için bol bol doğal su ve taze sebze suyu tüketin. Bağışıklığınızı güçlendirmek için günde 8-9 saat uyuyun. Vücudunuzu ve zihninizi rahatlatmak için egzersiz yapın. Önemli bir nokta da ne kadar az televizyon seyrederseniz gıda reklamlarına o kadar az maruz kalırsınız ve tükettiğiniz işlenmiş gıda miktarı azalır. Ve son olarak yedikleriniz hakkında bilinçli olun. Bunların hepsini bir günde yapamazsınız belki ama aşama aşama gerçekleştirebilir ve sağlığınızı koruyabilirsiniz.”

            İşte yazı böyle. Yazının monosodyum glutamat bölümünü okurken, aklıma çocuklar istediği için eve aldığım çikolatalar geldi. Glikoz ve mısır şurubu gibi şekerler, yapay tatlandırıcılar içerenleri zaten almıyorum ama ya aroma? İçindekilere tekrar bakınca vanilya aroması gördüm, herhalde bu da tür bir katkı. Üstelik bu aldığım çikolata “koruyucu ve katkı maddesi içermez” diye satılanlardan. Bir de soya lesitini var içeriğinde, onun da GDO’lu soyadan üretilip üretilmediğini bilmiyorum tabi. ABD’den ithal edilmiş olabilir. Hani bizde GDO’lu ürünler yasak ya, peki bir sürü işlenmiş gıdanın içeriğinde okuduğum “mısır şurubu” ve “soya lesitini” acaba GDO’lu mısır ve soyadan yapılmış olabilir mi? En iyisi çocukları bu tür çikolatalardan da mümkün olduğunca uzak tutmak. Eve almayarak başlamak ilk adım galiba.
            Sağlığımızı gıda sanayine feda etmek istemiyorsak, yediklerimiz hakkında gerçekten bilinçli olmalıyız. Bir sürü zararı olan zehirler “yasal” zırhı altında yediklerimize bu kadar kolay katılabiliyorsa, bu konuda ekstra uyanık olmak şart oluyor. İnsan sağlığını korumanın öyle pek de öncelikli olmadığı küresel gıda sisteminde kendimizi ve çocuklarımızı korumanın yollarını biz bulmalıyız. Gıdada yenilikten, buluştan, parlak fikirlerden kaçınmak gerekiyor önce. Çünkü ne kadar pratik, işlevsel ve lezzetli olsalar da bu yenilikler ve buluşlar sağlımızı tehlikeye atmaktan başka bir işe yaramıyor. İhtiyacımız olan doğal, ilaçsız ve katkısız yetiştirilmiş bütün gıdalar. Konservesine ihtiyacım yok, kuru fasulyemi kendim ıslatırım. Köftemi, çorbamı, pudingimi kendim yaparım. Yapamadıklarımı da nereden aldığımı bilmeye, nasıl yetiştirildiğini ve hazırlandığını öğrenmeye çalışırım. İster “gıda farkındalığı” deyin buna, isterseniz “bilinçli tüketici olmak”. Adının ne olduğunun önemi yok, önemli olan doğal ve sağlıklı gıdalarla beslenmenin imkansız olmadığını bilmek ve yolun başında yılmamak.