4 Aralık 2012 Salı

Doğal Beslenmek Kimin Hakkı?


   Dr. Mehmet Öz'ün “Şimdi Ne Yemeli: Elitizm Karşıtı Diyet” başlıklı yazısı Time Dergisi'nin geçen haftaki kapağında yayınlandı. Bu yazı bizde ne kadar duyuldu bilmiyorum ama ABD’de epey ses getirdi.  Bugüne kadar gıdalarda tarım ilacının zararlarına değinen ve doğal beslenmeye vurgu yapan Mehmet Öz, tutumunu değiştirmiş görünüyordu. ABD’de doğal ve sağlıklı beslenmeyi savunan çevrelerde bu yazı epey tepki topladı, birçok kişi Dr. Öz’ü büyük gıda tekellerinin etkisi altına girmekle ve onların sözcülüğünü yapmakla suçladı.


    Bu kadar ses getiren yazıyı merak ettim haliyle. Yazıyı sonuna kadar okuduktan sonra ilk hissettiğim şey şaşkınlık oldu. Ve bu yazı nedeniyle Mehmet Öz’e yöneltilen eleştirilere tamamen hak verdim.
    Doğal beslenme çabasını bir seçkinci hareket olarak niteleyen Mehmet Öz yazısında, yıllar süren incelemelerden sonra ulaştığı sonucu cesaretle açıklıyordu okuyucularına: ABD’nin hazır gıda arzı mali açıdan erişilebilir olmasının yanı sıra, besleyici açıdan seçkinci organik beslenme biçimleri kadar faydalıydı. O nedenle ABD’li tüketiciler rahatlıkla süpermarketlerdeki işlenmiş ve paketlenmiş ürünleri tüketebilirlerdi. Çünkü bunların besleyici içeriği organik gıdalarınkiyle aynıydı. Dolayısıyla, % 1’lik seçkinci gıda sınıfı içinde olamadıkları için üzülmelerine gerek yoktu tüketicilerin.

    Butik gıdaların daha iyi, süpermarket gıdalarının kötü olduğu yönündeki efsaneyi yıkmak istediğini söyleyen Mehmet Öz, iyi beslenmek için daha fazla para harcamaya gerek olmadığını söylüyor yazısında. Mehmet Öz’e göre “organik gıdalar iyi ama demokratik değil”. Bu cümlenin devamında organik gıdadan ne anladığını da açıklıyor Mehmet Öz: Trüf yağı, Avrupa peynirleri, nadide tohumlardan yetişmiş domates…

    Yazıda süpermarketten alışveriş yaparken nelere dikkat edilmesi gerektiği hakkında da ipuçları veriyor Mehmet Öz. Ona göre, donmuş gıdalar, konserveler, endüstriyel çiftliklerden gelen etler, dondurma, fıstık ezmesi, hazır reçellerin hepsi tüketilebilir. Besi hayvancılığıyla ilgili yorumları özellikle dikkat çekici Mehmet Öz’ün, o bölümü olduğu gibi çeviriyorum: 

“Serbest çiftliklerde yetişen tavukların, otla beslenen ineklerin, endüstriyel çiftliklerde yetişenlere göre, çok daha uzun olmasa da, daha mutlu yaşamları olduğu bir gerçek. Serbest çiftlik hayvanları ayrıca, endüstriyel çiftliklerde yaygın kullanılan hormon ve antibiyotikleri almıyorlar ve E.coli gibi bakterileri daha az taşıyorlar. Eğer bunlar sizin için önemliyse ve bütçeniz yeterliyse tercihiniz kesinlikle daha pahalı organik etler olmalı. Ama et butiklerinden ve pahalı kasaplardan alışveriş yapmamak önemli bir sorun değil. Besleyici açıdan, otla beslenen ineklerle besi çiftliği ineklerinin etleri arasında pek fark yok. İki gruptaki ürünlerde kalori miktarı, sodyum ve protein içerikleri birbirine çok yakın.”

    Giriş bölümünü şu adresten okuyabileceğiniz yazıda, işlenmiş ürünlerin ne kadar besleyici olduğu, bir ailenin besleyici gıda ihtiyacını rahatlıkla süpermarket raflarından sağlayabileceği, son on yıldır bizleri bunun aksini inandırmaya çalışan zengin seçkincilerin sözlerine kulak asmamamız gerektiği söyleniyor.

    Bana mı öyle geliyor, yoksa bu yazıda açık şekilde bilgi manipülasyonu mu yapılıyor? Neyse ki, yazıya tepki verenlerin büyük çoğunluğu benim gibi düşünüyor. Yazıda besleyici değere sık vurgu yapan Mehmet Öz, nedense tarım ilaçlarının etkilerine hiç değinmiyor. 

    Yazının bir yerinde bile zirai ilaçların insana neler yapabileceği üzerinde durulmuyor, genetiği değiştirilmiş organizmalardan (GDO) bahsedilmiyor. Varsa yoksa besin öğeleri. Üstelik endüstriyel hayvancılıkla ilgili bölümde Mehmet Öz, besi hayvanlarının antibiyotik ve hormon aldığını kabul ediyor ve yine de bunun sorun olmadığını, sonuçta bu etlerin de doğal çiftlik etleriyle aynı besin maddelerini içerdiklerini belirtiyor. Yani antibiyotik ve hormonların yedikleri kanalıyla insan vücuduna geçmesi ciddi bir sorun değil Mehmet Öz’e göre.  

    Yazısında sürekli doğal gıdanın pahalılığına değinen Mehmet Öz, bu durumun nedenlerini açıklamaya zahmet etmiyor. Sırf pahalılığı üzerinde durarak doğal gıdalardan uzak durmayı önermek bana hiç de etik bir yaklaşım gibi gelmiyor. Her hava koşulunda, her tür böceğe karşı direnecek şekilde ilaçlanan, hormonlarla kısa sürede tüketilecek hale getirilen gıdaların ucuz olması kadar doğal bir şey olabilir mi? Bu yanlışı desteklemek yerine sorumlu bir bilim insanının yapması gereken, tarımın ve hayvancılığın insan sağlığı gözetilerek yapılmasını önermek değil midir? Ama Mehmet Öz bunu yapmıyor, endüstri değişemez, siz davranışınızı değiştirin diyor bizlere kısaca. Doğal gıdalara trüf mantarı yağı örneğini veriyor ki karikatürleşsin, sıradan insanlara uzak bir şeymiş gibi algılansın. 

      Ama sıradan insanlar da doğal beslenmek istiyorlar ve bu son derece haklı bir talep. ABD’de bir grup orta sınıf insan, beslenmelerinin kontrolünü ellerine almak amacıyla Food Patriots (Gıda Vatanseverleri)” adını verdikleri bir hareket başlattı. ABD’nin beslenme düzeninin sürdürülemez olduğuna inanan bu insanlar, gıda sektörünün yerleşik kurallarını sarsıp, yediklerinin kontrolünü ellerine almaya çalışıyorlar. Üstelik bunlar öyle zengin insanlar filan değil. Arka bahçelerinde bitki yetiştirmeye, tavuk beslemeye çalışıyorlar. Çünkü Mehmet Öz’ün iddiasının aksine, onlar doğal ve sağlıklı beslenmenin herkesin hakkı olduğuna inanıyorlar.

    Gıda konusunda bir uzmanlığı olmayan, sadece doğal ve sağlıklı beslenmek amacıyla bu konuda bilincini geliştirmeye çalışan bir tüketici olarak ben, Mehmet Öz’ün yazısının endüstriyel gıdalarla ilgili büyük resmi yansıtmaktan ne kadar uzak olduğunu görebiliyorum. 

     Yıllarını tıbba vermiş, dünya çapında tanınan bir doktorun neden insanları konvansiyonel gıdaları tüketmeye ikna etmeye çalıştığını merak ediyor insan haliyle. Üçte ikisi kilolu ya da obez olan ABD’de, ki bunu Mehmet Öz de yazıda belirtiyor, beslenme konusunda bir şeylerin yanlış olduğunu anlamak çok zor olmasa gerek. 

     Esas endişe verici olan ABD’nin beslenme tarzının dünya geneline yayılmaya çalışılması. İnsan sağlığına ilişkin hiçbir kaygıları bulunmayan ABD’li gıda devleri gözlerini bizimki gibi ülkelere de dikiyorlar. Bu tarım ve gıda devlerinin lobi faaliyetleri çok güçlü. Belki Time’da yayınlanan yazıya da bu pencereden bakmak gerek. Sağlıklı beslenme talebi güçlenirken, dünyaca ünlü bir dergide endüstriyel gıdaların besleyici değerine vurgu yapılan bir kapak yazısı yayınlanıyor. İlginç değil mi?