22 Ocak 2014 Çarşamba

Kendin Pişir!



      

     Bu videoya Huffington Post’ta denk geldim. “Yemek Pişirmek Hayatınızı Nasıl Değiştirebilir?”
  
Michael Pollan tarafından hazırlanan kısa video, sağlıklı beslenme konusuna değişik bir bakış açısı getiriyor. Michael Pollan kim derseniz, “gıda entelektüeli ve aktivist” olarak tanımlanan Amerikalı gazeteci ve yazar.
 
Pollan’ın argümanı çok net aslında: Ne isterseniz yiyin ama kendiniz pişirin. Çünkü gıda endüstrisi tarafından hazırlanan yiyecekler aşırı miktarda tuz, yağ ve şeker içeriyor ve bağımlılık yapıyor. Pollan, Amerikalılarının çoğunun artık günde iki öğün hazır patates kızartması yediğini söylüyor. Gıda şirketleri, eskiden arada bir yenilen tatlı ve tuzluları neredeyse sınırsız şekilde sunduğu için, bu tür gıdalar günümüzde çok daha fazla tüketiliyor.

Hazır gıdaların ev yapımı versiyonlarını yapmaya çalışan bir anne olarak Pollan’ın söylediklerine kesinlikle katılıyorum. Artık aklınıza gelebilecek neredeyse her gıdayı hazır almak mümkün. Ve ne yazık ki giderek daha fazla insan, evde puding pişirmeye, limonata, kek veya kurabiye yapmaya ne gerek var diye düşünüyor. Henüz bir yaşını doldurmamış bebeğine parkta hazır kek yediren anne gördüm. Çocuklarının okul beslenmesini tamamen ambalajlı gıdalarla hazırlayan ebeveynler var. Eskiden bir tatlı, bir tuzlu formülüyle hazırlanan dost ikramlarına hazır bisküvi çıkarma alışkanlığı giderek artıyor. 

Gıdanın zahmetsiz olmasını istemiyorum, sağlıklı olması daha önemli. Ayrıca ambalajlı gıdaların lezzetli olduğunu da düşünmüyorum. Bu kesinlikle alışkanlık meselesi. Pollan da videoda bunu söylüyor; bu gıdalar bizde bağımlılık yapacak şekilde tasarlanan mühendislik ürünleri aslında. (Gıda sektörünün çocukların sağlıklı yiyecek seçimi yapma haklarını ellerinden aldığını söyleyen Anna Lappe’nin benzer görüşleri dile getirdiği videosunu daha önce paylaşmıştım. Lappe, bu yiyeceklerin doğal gıdalarla alamayacağımız kadar şeker ve yağ içermeleri yüzünden bağımlılık yaptığını söylüyordu videoda.)

Hazır gıdalardaki yağ, tuz ve şeker bileşenlerini ev tipi olarak düşünmemek lazım bu arada. Bunlar da endüstriyel girdiler. Gıda etiketlerini okursanız çok mısır şurubundan, glikoz şurubuna, yapay şekerlerden, palmiye yağlarına hiç de ev tipi olmayan pek çok maddenin kullanıldığını görürsünüz. Bunların üzerine bir de gıdaların raf ömrünü uzatan, kıvamını artıran bir sürü kimyasal koruyucu ve katkı maddesi var işin içinde. Bu katkı maddeleri gıdaların bozulmasını öyle uzun sürelerle engelliyor ki, kimi zaman bu durum basın haberlerine konu oluyor. 14 yıl bozulmadan kalan hamburger haberini hatırlarsınız belki. 

Pollan sağlıklı beslenme konusunda çok temel bir ilkeyi hatırlatıyor bizlere. İstediğimizi yiyebilmek; tabi gerçek gıda olması koşuluyla. Buna itiraz etmek mümkün olabilir mi?