19 Aralık 2013 Perşembe

Tüketicinin Yeni Gücü

İnternet çağında tüketicinin gücü hiç de öyle yabana atılacak cinsten değil. Blogda paylaştığım bazı yazılarda bu düşünceyi sıkça vurgulamaya çalışıyorum. Doğru yolda olduğumuzu gösteren bir habere denk gelince paylaşmak istedim. Sadece sorunları değil, olumlu gelişmeleri de paylaşmak önemli çünkü.






Associated Press tarafından 17 Aralık 2013’te yayınlanan haber Candice Choi’e ait. Haberin tam metnine şuradan ulaşabilirsiniz.

“Gıda etiketlerinden yabancı maddeler kayboluyor” başlıklı haberde, tüketicilere gıda etiketlerini incelemeleri öneriliyor ve önceden gördükleri bazı maddelerin artık etiketlerde yer almadığı vurgulanıyor.

Haberde, tüketicilerin yediklerine artık daha fazla dikkat ettikleri söyleniyor. Haberin devamında gıda katkılarının online dilekçeler ve bloggerlar tarafından eleştirilmesinden endişe eden gıda şirketlerinin, bu maddeleri ürünlerinden çıkardıkları belirtiliyor.

Bu durumun örnekleri de sıralanıyor. Bir asitli içecek şirketinin, bu sene ürünlerinden bromine bitkisel yağı çıkaracağını duyurması mesela. Gıda katkılarının en zararlılarından biri sayılan bu maddeyle ilgili daha önce paylaştığım yazıya şuradan ulaşabilirsiniz. Bu madde, spor içeceklerinde renk dağılımının düzgün olması için kullanılıyormuş.

Tüketici baskısıyla gıda içeriği değiştirmeye bir diğer örnek ünlü bir kahve zincirinin böceklerden elde edilen bir renklendirici yerine, domates sosuna geçiş yapması.

Başka bir gıda şirketi de peynirli makarnada kullanılan yapay renklendiricilerin yerine, doğal baharatlardan renk elde etme yoluna gideceklerini açıklıyor.

Hemen hatırlatayım, bu örnekler Amerika Birleşik Devletleri’nden. Haberde adı geçen şirketlerin hepsi ülkemizde de faaliyet gösteriyor ama bu kararların ülkemiz için geçerli olup olmadığını bilmiyorum. Açıkçası sorsam da öğrenebileceğimden emin değilim. Çünkü blogda Etiket Cadısı köşesinde gıda içerikleriyle ilgili firmalara sorduğum sorular ve bunların yanıtlarına yer veriyorum. Ne yazık ki, bir ikisi haricinde hiç yanıt alamıyorum. Ülkemizde tüketicinin bilgi edinme hakkına gösterilen saygı bu düzeyde maalesef.

Ama, tüketicinin gıda üreticileri üzerinde baskı oluşturduğu tek yer ABD değil neyse ki. Bizde de benzer sevindirici gelişmeler yaşanıyor. Hemen aklıma gelenler, Greenpeace Türkiye’nin kampanyası sonucu Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi Dernekleri Federasyonu’nun gıda amaçlı GDO için ithalat başvurusunu geri çekmesi.

Mısır şurubunun zararları gündeme geldiğinden ve tüketiciler bu konuda bilinçlenmeye başladığından beri ülkemizde bazı firmaların bunu kullanmadıklarını duyurmaları başka bir örnek.

Bu örnekler bize, ciddi bir baskıyla karşılaştıklarında üreticilerin geri adım atabileceklerini gösteriyor. Üstelik alternatif medya çağında biz tüketicilerin bir baskı grubuna dönüşmesi artık daha kolay.

Bu değişimi başlatmak için önce tüketici olarak gücümüzün farkına varmalıyız. Tüketici, sektör tarafından kendine sunulanlar arasında seçim yapan ve tek gücü satın almamak olan bir unsur değil artık.

Paylaştığım haberde de bu nokta üzerinde duruluyor ve tüketicilerin artık aktif bir güce dönüştükleri, tükettikleri ürünlerle ilgili değişimi başlatan taraf oldukları ve bunu da sosyal medya ve genel olarak internetin sağladığı olanakları kullanarak yaptıkları söyleniyor.

Elbette bir ürünü tüketmemek de önemli bir güç ama değişim başlatmak için yeterli olmayabiliyor her zaman. O yüzden, aktif gücü, yani değişimi talep eden taraf olmayı önemsiyorum. Zaten, gıda katkıları yüzünden ambalajlı ürünleri büyük ölçüde hayatımdan çıkardım. Ama bunun gıda şirketlerini değişime yöneltme gücü sınırlı. Oysa bu tavrımı bir e-postayla şirkete yazdığımda, başka kişilerden de bu yönde mesajlar geldiğinde, gıda şirketlerinin talepleri görmezden gelmesi daha zor hale geliyor.

            Özetle, sağlığımızla doğrudan ilişkili gıda konusunu gıda şirketlerinin inisiyatifine bırakmak zorunda değiliz. Biz tüketiciler de bu denklemin bir parçasıyız ve kendimiz için iyi olanı isteme hakkımız var.