9 Aralık 2013 Pazartesi

Daha Fazla GDO



         Geçen hafta sağlıklı beslenme konusunda takip ettiğim sitelerden birinden gelen bir tweet dikkatimi çekti; “Kanada Hükümeti genetiği değiştirilmiş somonun ticari üretimine onay verdi.” yazıyordu. 


        AquaBounty isimli şirket, genetiği değiştirilmiş somonun ticari üretimi için Kanada Hükümeti’nin izin verdiğini duyuruyordu. Şirketin açıklamasında, Kanada Hükümeti’nin sınırları belirli tesislerde üretilen GDO’lu somonların insan ve çevre sağlığına tehdit oluşturmadığı sonucuna ulaştığı, bu nedenle ticari üretim izni verdiği müjdeleniyordu. 


      

               AquaBounty’nin ürettiği somon balığı, normal somondan 2-4 kat daha hızlı büyüyormuş. Yani somon balığının genetiğiyle oynanma nedeni, balıkların daha kısa sürede pazarlanabilir hale gelmesi, bir başka deyişle az zamanda çok kazanç.

Somon haberinin arkasından bu sefer genetiğiyle oynanmış elma haberi geldi. Arctic Apple isimli şirket, elmanın genetik yapısını değiştirerek kararmayan elmalar üretmeyi başarmış. Bu uygulamanın denendiği ilk elma türleri Golden ve Granny Smith. Şirket, ticari üretim izni için ABD ve Kanada’da gerekli başvuruları yapmış. Konuyla ilgili haberlerden anladığım kadarıyla izinlerin yakın zamanda alınması bekleniyor. 


 Elmanın kararmasının ne önemi var, kozmetik bir değişiklik için gen teknolojisi kullanılır mı diye düşünebilirsiniz. Ama mesele kozmetik bir değişiklik değil aslında. Elma kararmazsa taze olup olmadığını nasıl anlayabiliriz? Amaç ürünün dayanıklılığını artırmak, yani az kayıpla daha fazla kazanç.


 Somon ve elma da eklenince GDO’lu ürün listesinin giderek genişlediğini görmek zor değil. Güney Asya’da A vitamini eksikliğinden kaynaklanan hastalıkları önleyeceği vaadiyle önümüzdeki yıl ticari üretimine geçiş yapılacağının müjdesi verilen altın pirinci de dahil edersek liste şimdiden dikkate değer; mısır, pamuk, soya, kanola, şeker pancarı, papaya. 


 GDO’yu savunan çevrelerce, hızla artan dünya nüfusu ve bu doğrultuda artan gıda ihtiyacı GDO’yu meşrulaştırma aracı olarak kullanılıyor. Bu yöntemler kullanılmazsa insanlığın ciddi bir gıda kriziyle karşı karşıya kalacağı savunuluyor. 


 Dünya nüfusunun ve gıda ihtiyacının arttığı tartışılmaz bir gerçek. Ama GDO’lu tarımın, daha geniş bir ifadeyle endüstriyel tarımın, insanlığın gıda sorununun çözümü olduğu hiç de öyle tartışılmaz değil. (GDO’yla ilgili videoya şuradan, endüstriyel tarımla ilgili videoya şuradan ulaşabilirsiniz.)


 Mesela, bitki zararlılarının etkilerini ortadan kaldıracak şekilde genetik yapısı değiştirilen ürünlerin zirai ilaç kullanımını daha da artırdığı tespit edildi. Yani sorunun çözümü olarak pazarlanan teknoloji, sorunun parçasına dönüşmüş. “Genetiğiyle oynanmış tarım ürünlerinin ABD’de zirai ilaç kullanımına etkileri” konulu araştırmanın sonucuna göre, 1996-2011 arasındaki 16 yıllık dönemde ABD’de zirai ilaç kullanımı 183 milyon kilogram, oransal ifadeyle % 7 artmış. (Araştırmanın özet metnine şuradan ulaşabilirsiniz.)


 GDO’nun insan sağlığına, çevreye etkileri tartışmalı olsa da, tarım şirketlerinin bu alana daha çok yatırım yapacakları kesin. Önümüzdeki dönemde yeni GDO müjdeleri alacağız muhakkak. 


 Ama dünyanın dev tarım şirketleri ne kadar savunursa savunsun, doğal beslenmenin insan ve çevre sağlığı için tek geçerli yol olduğuna inanan bir tüketici olarak, onların söylediklerine şüpheyle yaklaşmaya devam edeceğim. Bütün bu genetik mühendisliği yeniliklerinin arkasında görebildiğim tek şey kazancı artırma güdüsü çünkü.


 Kararmayan elmanın, hızla büyüyen somon balığının birilerinin kazancını artıracağı kesin ama bize iyi gelir mi acaba? Asıl sorulması gereken soru bu. Ve insan sağlığıyla ilgili şüphe olduğunda, ki bence GDO’nun sağlığa olumsuz etkileri konusunda şimdiden epey veri var, teknoloji sahiplerinin şüphelerimizi net şekilde gidermesi gerekmez mi? Ama olan bu değil; az sayıda tarafsız bilim insanı, sınırlı kaynaklarla GDO’nun insan sağlığına etkilerini araştırıyor. 


 Diğer tarafta mali kaynakları bu anlamda sınırsız sayılabilecek şirketler, bu paraları insanları ikna etmek için halkla ilişkiler ve lobi faaliyetlerine harcıyorlar. Bu gerçek bile GDO’lu ürünlerin sağlığa zararlı olmadığı savlarından şüphe duymak için yeterli bence.