22 Mayıs 2014 Perşembe

Dondurma Peşinde



Adına bakıp bunu keyifli bir yazı olarak düşünebilirsiniz ama baştan söyleyeyim öyle değil. 



Çocukluğumun çoğu deniz kenarlarında geçtiği için dondurmanın bende özel bir yeri vardır. Mersin’de babamın akşam eve gelirken getirdiği Dondurmacı Halil paketlerini ya da İzmir’de sahilde dolaşırken yediğimiz dondurmaların lezzetini hiç unutmam. Sahil yerleşimlerinin hepsinin ünlü yerel dondurmacıları vardır, yaz akşamları önlerinde kuyruklar oluşur. 

19 Mayıs tatilini fırsat bilerek çıktığımız Bodrum-Dalyan arasını kapsayan geniş Muğla gezimizde çocuklarıma da bu keyfi yaşatabileceğimi düşünmüştüm. Bodrum’da kaldığımız pansiyonunun sahibine nerede dondurma yiyebileceğimizi sorunca Bitez Dondurmacısını önerdi. Epeyce yürümemiz gerekiyordu oraya ulaşmak için ama dert etmedik. Dolaşırken fark ettik ki, Bodrum’un merkezinde dondurma adına bulabileceğiniz tek şey büyük üreticilerin dondurma dolaplarıydı. Ambalajlı dondurmaların satıldığı bu dolaplardan her köşede bir tane karşımıza çıkıyordu. Ama oraya özgü bir dondurmacıya denk gelemedik. 

Dalyan’da dolaşırken, açık dondurma standları görünce sevindim. Sonra bu dolapların üzerinde o dev dondurma markasının adını gördüm. Açık dondurma, bildiğimiz açık dondurma değildi aslında. Ambalajlı dondurma dolaplarını adım başı yerleştirmek yetmiyordu demek; açık dondurma pazarının da ele geçirilmesi gerekiyordu. Dolabın bir köşesinde yazan marka adını görmeseniz, açık dondurma satın aldığınızı düşünebilirsiniz. Ama aldığınız yan dolapta ambalajlı olarak satılan ürünün farklı bir şekilde sunumundan başka bir şey değil. Üstelik ambalajlı ürünün içeriğini okuma şansınız var, bunda öyle bir şey de yok. 

Dalyan’da mutlaka yerel bir dondurmacı olmalı diye düşünerek sormaya başladım. Sora sora bulduk. Cafe Dalyano’nun sahibi ve işletmecisi Erdinç Bey, bizim dondurmalarımıza göre daha yumuşak ve daha çabuk eriyen gelato adı verilen İtalyan dondurmasından yapıyormuş. 

Biz aradığımızı bulmanın sevinciyle dondurmamızı yedik ama üzücü gerçek ortadaydı: Ülkemizin popüler turistik ilçelerinden birinde sadece bir tane yerel dondurmacı var. Başka kimse yok. Geri kalanların hepsi aynı üreticinin ürünlerini satıyor. 

            “O da dondurma, bu da dondurma.” diye düşünebilirsiniz. Aynı soğuk, şekerli tatlı değil mi hepsi sonuçta? 

Gerçek dondurma beş-altı malzemeden yapılır. Ambalajlı dondurmanın içindekiler bölümünü hiç okudunuz mu? Ne şeker bildiğimiz şekerdir, ne de süt. Bitkisel yağ (sanırım margarin türevlerini kastediyorlar) kullanılarak yapılır, bunların üzerine bir sürü koruyucu madde eklenir. Altı ay önceden hazırlanan ürünler, altı ay daha dayanır. Diğer dondurmaların bir yıl süreyle dayanacağını düşünebilir misiniz?

            Dondurma, yerel tatların kayboluşunun birçok örneğinden biri. Şimdilik dayanan birkaç üretici de belki bundan sonra işini sürdüremeyecek. Dev dondurma üreticileriyle rekabet edemeyecekler. Sonra Foça’da, Dalyan’da, Bodrum’da, Mersin’de nerede olursa olsun aynı dondurmayı yiyeceğiz. Aslında yediğimiz dondurma da olmayacak, şeker ve yağın bilimin olanakları kullanılarak mükemmel bir şekilde bir araya getirildiği endüstriyel bir ürünü satın alacağız dondurma diye. Tıpkı dünyanın her yerinde tadı aynı hamburgeri, pizzayı, sandviçi yediğimiz gibi. Gıda firmaları, bu tür yiyecek maddelerini güvenli ve hijyenik gıda diye pazarlamayı, biz de onları almayı sürdüreceğiz. 

Benim anlamadığım yemek kültürümüz nasıl bir değişim geçirdi de, bir yıl dayanan dondurmanın, 14 yıl bozulmadan kalan hamburgerin, bayatlamayan ekmeklerin  güvenli gıda olduğunu düşünüyoruz? Fast-food zincirlerinde süttozuna benzeyen bir karışımdan hazırlanan kremaları hijyenik dondurma diye çocuklarımıza yediriyoruz ama yerel dondurmacılardan almıyoruz ( çünkü hijyenik mi bilmiyoruz). Ve sonuç olarak çok azımız bu işte bir yanlışlık olduğunu düşünüyoruz.

            Birçok kişi gibi benim için de seyahatin en keyifli yanlarından biri yeni tatları denemektir. Bir yere ait yemekleri tanımak, hepsini sevmeseniz bile denemek, tatmak bir keyiftir. Ama gidişata bakılırsa bu giderek zorlaşacak. Çünkü büyük gıda üreticileri bizlere aynı formülle üretilmiş “güvenli ve hijyenik” yiyecekleri, üstelik çok uygun fiyatlara dünyanın neresine gidersek gidelim sağlayabilecek.