12 Mart 2015 Perşembe

Gerçek Gıdaya Yolculuk

Geçen haftalarda sosyal medya hesaplarımda duyurduğum bir gelişme olmuştu. Dünyaca ünlü şef ve benim için daha da önemli kimliğiyle sağlıklı gıda aktivisti Jamie Oliver’in ABD Gıda Vakfı’nın internet sitesinde “A Journey To Real Food” isimli yazım yayınlandı. Özellikle çocukların sağlıklı beslenmesi konusunda dünya genelinde çalışmalar yürüten bu oluşuma bir yazıyla katkı sağlamak benim için büyük mutluluk. Bu yazıyla ben de sağlıklı beslenme konusundaki kişisel tecrübemi ve görüşlerimi anlatma imkanı buldum.

Aşağıda yazının Türkçe çevirisi var. İnsanın kendi yazdığı metni tercüme etmesi tuhaf bir his, umarım bir yanlışım olmamıştır. Yazının orijinaline göz atmak istersiniz burada. Orijinaline bakmanız beni mutlu eder, beğenip, paylaşırsanız daha da mutlu olurum:)

“Gerçek Gıdaya Yolculuk
Ebeveyn olmak hayatınızı değiştirir derler. Benim durumumda da öyle oldu ama oldukça özel bir alanda. Oğlum doğduktan sonra gıda konusunda çok şey öğrendim ve bu konudaki farkındalığım arttı.

Anne olmadan önce de yediklerim konusunda özensiz biri sayılmazdım. Lezzetli ve sağlıklı ev yemeğini her zaman sevmişimdir ve üniversite yıllarımdan beri yemek yaparım. Ama bir çocuğun beslenmesinin sorumluluğunu üzerime alınca işler değişti; bunun ne kadar büyük ve ciddi bir sorumluluk olduğunun farkına vardım. Gıda endüstrisi ve onun işleyişi hakkında daha çok şey öğrendikçe çocuğumun beslenmesinin işlenmiş gıdaların dev dünyasının dışında olması gerektiğini anladım. Erişilebilirlik, hijyen, sağlık ve uygunluk özellikleri öne çıkarılarak bizler için çekici kılınan gıdaların aslında kimyasallar, çok miktarda şeker ve düşük kaliteli yağ ile dolu olduğunu öğrendim.

Ve bu çekicilik yalnızca gıda etiketlerini okuyana kadar sürüyordu. Oğlum iki yaşındayken istediği ambalajlı bir tatlının içindekiler bölümündeki okumaya çalıştığımda ne kadar şaşırdığımı hatırlıyorum. İçindekiler bölümü çok küçük harflerle yazılmıştı. Bunun nedeni içeriğindeki 20 kadar maddeyi küçük bir kutunun üzerine ancak böyle sığdırabilmeleriydi. Ayrıca, içindekilerin birçoğunu tanımıyordum çünkü bildiğimiz anlamda gıda maddesi değillerdi. Bu kadar yapay şekilde üretilmiş gıdalar çocuklarımız için nasıl besleyici olabilirdi?  

Gıda etiketlerini okuyunca farkına vardığım bir diğer gerçek şekerle ilgiliydi. Şeker sadece tatlı gıdaların içinde yer almıyordu. Tuzlu kraker, ekmek, yoğurt gibi birçok gıdanın içinde şeker bulunuyordu. Artık, tatlı olsun veya olmasın, işlenmiş gıdaların çoğunun şeker içerdiğini biliyorum.

İşlenmiş gıdalarla ilgili bilgim arttıkça, bu tür gıdalardan uzak durmaya başladım. Buzdolabımızı işlenmiş gıdalardan arındırdık ve onların yerini ev yapımı alternatifler aldı. Çocuklarım pasta, kurabiye, limonata, buzlu çay, ketçap veya akranlarının tükettiği herhangi bir işlenmiş gıdayı talep etiklerinde, ev yapımı bir alternatifini hazırlamaya çalışıyorum. Ailem için yemek yapmaya başladığımdan beri market raflarından almaya alışık olduğumuz pek çok ürünün evde kolayca hazırlanabileceğini fark ettim. Ketçap, mayonez, pizza, kurabiye, pasta, hamburger, puding, limonata, buzlu çay, meyveli buz, patates cipsi ve daha birçok hazır gıdayı artık evimizde yapıyoruz. Çocuklarım da bu işe dâhil oluyorlar. Yemek yapmak bizim için bir aile eğlencesine dönüşüyor.

Abur cubur yerine sağlıklı, besleyici gıdalarla büyüyen çocukların yetişin olduklarında daha iyi beslenme tercihlerinde bulunacaklarına inanıyorum ve öyle olmasını umuyorum. Bir başka deyişle, bir çocuğa sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmak, o çocuğun gıda konusunda yaşam boyu yapacağı tercihleri belirlemesinde ilk adım aslında. Ebeveynler olarak çocuklarımıza iyi beslenmeyi öğretme sorumluluğumuz var. Bu kesinlikle önemli bir sorumluluk ama kişisel tecrübem bana bunun zor, çok zaman alıcı veya stresli olmak zorunda olmadığını gösterdi.

Sağlıklı beslenmenin ancak gerçek, doğal gıdayla mümkün olduğuna inanıyorum. Ambalajlarının üzerinde ne yazarsa yazsın, hiçbir işlenmiş gıda gerçek, taze malzemelerle evde hazırlanmış bir yiyeceğin yerini tutamaz.

Sağlıklı beslenme, kalori sayımları veya zayıflama diyetleriyle alakası olmayan uzun vadeli bir tercih bana göre. Biz onların sağlığı için endişelenmeden çocuklarımın yemekten keyif alabilmelerini istiyorum. Ve bunu sağlamanın en iyi yolunun masaya sağlıklı yemekler koymak olduğunu düşünüyorum.

Sağlıklı beslenme alışkanlığı kazanmaya çalışmak, insanı gıda konusunda daha fazla şey öğrenmeye teşvik ediyor. Bu noktada artık tüketiciden daha fazlası oluyorsunuz. Yerel üreticilerden ürün almaya başladığımdan beri, gıda ve gıda üretimi konusunda birçok şey öğreniyorum. Çocuklarımın da tarım, çiftlik, bahçe gibi konular hakkında en azından temel seviyede bilgilerinin olmasını istiyorum. Bu nedenle yakınımızdaki çiftliklere gezmeye gidiyoruz, sebze ve meyvelerin nasıl yetiştiğini, hayvanlara nasıl bakıldığını yerinde görüyoruz. Çocuklar bu gezilerden büyük keyif alıyorlar ve birçok şey keşfediyorlar. 



Sonuç olarak, öğrendiklerim her zaman beni mutlu etmese de, gıda konusunda öğrendiklerimden memnun olduğumu söyleyebilirim. Daha öğrenecek çok şey var ve çocuklarımın beslenmesiyle ilgili her şeyi kontrol edemeyeceğimin farkındayım. Çünkü büyüdükçe yemek konusunda dış etkilere daha açık hale gelecekler ve bunların büyük bölümü olumsuz etkiler olacak, ama bu benim ebeveyn olarak çocuklarıma sağlıklı beslenme alışkanlıkları geliştirmelerinde yardımcı olma sorumluluğumu ortadan kaldırmaz. Bu ciddi bir sınama gibi gelebilir, kesinlikle de öyle, ama bunun üstlenmemiz gereken bir mücadele olduğuna yürekten inanıyorum.”